Köşe Yazısı - İnandığımız DEğerler ve Biz - İlkokuma Yazma
  Anasayfaya Dön
 

Adem ARTAN ¬

Adem ARTAN

 İnandığımız DEğerler ve Biz

İnandığımız DEğerler ve Biz
 Yazı Boyutu

 Tarih : 28.04.2009 - 20:02:08


-İSTİKLÂL MARŞI TÖRENLERİNDEN HAREKETLE- İNANDIĞIMIZ DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK

 

-İSTİKLÂL MARŞI TÖRENLERİNDEN HAREKETLE-

İNANDIĞIMIZ DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK

“İstiklâl Marşı nasıl bir ses tonuyla okunmalıdır?”

Bu soruyu kime sorarsanız sorun size: “Elbette canlı ve gür sesle!” diye cevap verecektir.

Ardından ikinci ve de hayatî soru soralım öyleyse:

“Pekâlâ, şimdiye kadar katıldığınız -veya şahit olduğunuz- törenlerde İstiklâl Marşı genellikle nasıl bir ses tonuyla okunmuştur(ve de hâlâ okunmaya devam etmektedir)?”

Bu soruya da -ne yazık ki- hemen hemen herkes “Kısık ve hatta neredeyse baygın bir sesle!” diye cevap verecek, belki de bir suçu itiraf eder gibi utanacak, başını yere eğecektir.

Sahi, hemen hemen hepimiz İstiklâl Marşı’nın canlı ve gür bir sesle okunması gerektiğini biliriz de neden yine hemen hemen hepimiz İstiklâl Marşı’nı kısık ve hatta ölgün bir sesle okuruz, hiç düşündünüz mü?

Büyük ihtimalle düşünmemiş veya başka bir ifadeyle; ama daha acı ve çarpıcı şekilde söylemek gerekirse bunu pek de öyle dert etmemiş, edinmemişizdir. Çünkü düşünmek, dert edenlerin işidir.

Pekâlâ, öyleyse şöyle soralım:

"Neyi dert ediniyoruz?"

"Dert edindiklerimizin içinde İstiklâl Marşı, daha doğrusu İstiklâl Marşımızı nasıl okumamız gerektiği var mı?"

Sizi bilmem; ama ne zaman İstiklâl Marşı'nın kısık sesle veya daha kötüsü bangır bangır bağıran hoparlörlerden okunduğunu, daha doğrusu okunmaya çalışıldığını, okunur gibi yapıldığını duysam içimi bir rahatsızlıktır kaplar. En gür bir şekilde, bütün varlığımızla okumamız gereken İstiklâl Marşımızı tam tersine en kısık şekilde okuyup adeta yasak savmaya çalıştığımızı görünce İstiklâl Marşı'nı okumak adı altında onu aslında okumamaya, İstiklâl Marşı'nın o gür sesini, mesajını bastırmaya çalıştığımızı düşünürüm ister istemez.

Acaba neden?

Tek tek insanlara, öğrencilere sorsanız hiçbirinin böyle bir düşüncesinin olmadığını, hatta böyle bir düşünceyi akıllarının ucundan dahi geçirmediklerini rahatlıkla anlarsınız. Ama gelin görün ki İstiklâl Marşı törenlerimiz hiç de böyle söylememektedir. Öyleyse hangisine inanacağız? Törenlere mi yoksa insanlara mı? İnsanların söylediğini törenler, törenlerin söylediğini de insanlar yalanlamaktadır. Öyleyse bu garabetin kaynağı nedir? İnsanlar mı söylediklerinde samimi değillerdir, yoksa törenlerin resmî havasının ağırlığı mı ağır basmaktadır? Yoksa . . . Yoksa aslında kendimize güvensizliğimiz mi?

Herkesin canlı ve gür bir şekilde okuması gerektiğini bildiği halde -istisnaları olmakla ve istisnaların da kaideyi bozmayacağını bilerek- eğer neredeyse herkes İstiklâl Marşı'nı kısık sesle okuyor, "arada kaynarım" diye düşünüp kendisini topluluğa uyduruyorsa veya tam tersi ve daha acısı göze batmamak için sesini topluluğun sesine ayarlıyor, sesini, yani kendisini, dolayısıyla kendi varlığını geri çekiyorsa bu, ancak o insanın kendisine güvenmediğini gösterir. Tabi burada söz konusu olan "o insan" değil, o insanlardır ve hemen hemen hepimiz de o insanlardan biriyiz. Yani İstiklâl Marşı'nı canlı ve gür bir şekilde okumamız gerektiğini bildiğimiz halde kendisini suyun veya rüzgârın akışına bırakan bir yaprak kadar iradesiz ve kendine güvensiz “insancıklar”ız demek ki İstiklâl Marşı'nı kendi sesimizle değil, topluluğun sesine uyarak kısık sesle okuruz, daha doğrusu okuduğumuzu sanırız.

Kendi istiklâlini ve öz güvenini kazanmamış, dolayısıyla hür iradesiyle değil ezberlerin teslimiyetçiliğiyle yetişen nesillerin yetişme şartları itibarıyla tabiî –ama insanlık açısından olumsuz– sonucu, kendilerine güvenlerinin olmaması ve bunun için de inandıkları değerlere hakkıyla sahip çık(a)mamalarıdır. İnsanoğlu ancak hür iradesiyle ve sevip anlayarak, benimseyerek yaptığın tercihlerin arkasında durup gerektiğinde bedelini öder. Yoksa İstiklâl Marşı'nın canlı bir şekilde okunması gerektiğini herkes bildiği halde neden hemen hemen herkesin İstiklâl Marşı'nı kısık sesle okuduğunu anlayamayız.

Burada iğneyi de, çuvaldızı da başkalarına, öğrencilerimize değil, öncelikle kendimize batırmamız gerek diye düşünüyorum. İstiklâl Marşımızı sadece bir marş olarak değil, ondan öte hem varlığımızın, kimliğimizin, tarihimizin şiirsel bir ifadesi, bir "üst metin" olarak, hem yazıldığı dönem ve şartları itibarıyla, hem de şairinin insanî özellikleriyle olağanüstü bir dönemin örnek bir kişiliği tarafından yazılan nadide bir eseri olarak görmeli, anlamalı, anlatmalı ve sevdirmeliyiz. Çünkü İstiklâl Marşı'nda gönül verdiğimiz değerlerin en edebî ve kristalize hali mevcut. Bu değerleri de öncelikle kendimize inanıp güvenerek benimseyebilir, geliştirip koruyabiliriz.

Yazımı vermek istediğim mesajın ruhuna uygun şekilde –Mehmet Âkif'in geceleyin kâğıt bulamayarak duvara karalamak zorunda kaldığı– İstiklâl Marşımızın üçüncü kıtasıyla bitirmek istiyorum. Çünkü muhtaç olduğumuz özgüvenin ve hürriyetin kimliğimizin nasıl da ayrılmaz, ayrılamaz bir parçası –eskilerin ifadesiyle "mütemmim cüzü" veya “alâmet-i fârikası”– olduğunu en güzel ve çarpıcı şekilde yine İstiklâl Marşı'nda buluyoruz:

"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım."

(Bu hürriyetin kaynağı da ilerleyen kıtalarda mevcut. Dolayısıyla İstiklâl Marşı, aslında bizim için törenlerde canlı mı canlı, gür mü gür bir ses tonuyla okunması gereken bir metin değil sadece, esas bundan önce içimizdeki, gönlümüzdeki hazinenin canlı ve gür kaynaklarından biridir. İşte İstiklâl Marşı'na öncelikle bu gözle bakılırsa esas meselenin onun nasıl bir sesle okumasından önce İstiklâl Marşımızı nasıl anlamamız gerektiği meselesi olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü aktarmak için önce anlamak gerekir. İstiklâl Marşı’nda anlatılan da Türk milletini Türk milleti yapan özellikler, yani kimliğimizin temel taşları, ana unsurlarıdır. Anlamak ile aktarmak arasında da yaşamak geliyor. Anlayarak yaşamak, yaşayarak aktarmak için.)


802 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 28 Puan Verildi
 Kaynak :  Adem ARTAN

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 



 
 

   © Copyright - 2006- İlkokuma Yazma - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.